Her yıl, yılın son günlerinde Spotify ve YouTube Music Recap'leri paylaşılır. Ben de başımdan geçen olayları paylaştığım bir blog yazısı yazmak istemiştim ama 2025'e hızlı girdik, bugün 21 Mart olmuş bile ama zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Bu yüzden biraz gecikmiş bir 2024 Recap'imi yazıyorum saat 00:18 itibariyle. Biraz uzun olacak, ne zaman biter bilmiyorum, hatırlayabildiğim tüm detayları yazmayı düşünüyorum.
2024 yılı çeşitli problem zincirleriyle boğuştuğum, genelde keyifsiz ama kimi zaman umut dolu bir yıldı benim için. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda bu yazıyı okuyup, "vay be neler olmuş böyle" demek için yazıyorum.
Kaput
Bir kedim var, ismi Kaput henüz 2.5 yaşında. Sarman bir kedi ve tam anlamıyla "yaramaz" kelimesinin vücut bulmuş hali. Kendisi geçen yıl tam bu zamanlar, takribi Mart ayı ortalarında talihsiz bir kaza geçirdi ve sağ arka bacağı kırıldı. Aslında pek kaza sayılmaz, biraz benim yüzümden oldu. Bir akşam kucağıma alıp iç parazit hapını içirmeye çalışırken biraz korktu ve içmek istemedi, ben de bırakırsam bir daha yakalayamam diye biraz sıkmış olacağım ki elimi kesici dişleriyle kaptı. Ben can havliyle elimi silkeleyip kurtarmaya çalışırken, küçük bir arbede yaşanmış oldu ve Kaput kaçarken mutfak dolabının kapağına çarptı.
Ben tabii kanayan elime pansuman yaparken, köşeden Kaput'un korku dolu bakışlarını görünce hapı vermekten vazgeçtim, ki zaten ağzına zorla tıkmaya çalışırken yarısı telef olmuştu. 10-15 dakika kadar sonra merak edip yanına gittiğimde benden kaçtığını ve kaçarken de topalladığını gördüm. O an aklıma rol yapan kedi videoları geldiğinden pek oralı olmayıp bıraktım ve aradan geçen saatlerin sonunda bir düzelme olmadığını görünce endişelenmeye başladım. Oturduğum muhitte bir veteriner bularak oraya götürdüm, film çektiler ve sağ arka bacağının parçalı bir şekilde kırıldığını öğrendim.
Tabii dünyam başıma yıkıldı, hem nasıl olduğunu idrak etmeye çalışıyor hem de çektiği acıyı tahmin etmeye çalışıyordum. Veteriner, kırığın parçalı olduğu için ameliyat ile platin takılması gerektiğini, aksi halde düzelmeyeceğini söyledi ve ertesi gün ameliyata alması gerektiğini söyledi. Eve döndük, üzgün bir bekleyiş başladı. Çünkü ameliyat tam anestezi ile yapacaktı ve ben oldum olası anesteziden korkan biriyim.
Ertesi gün oldu, Kaput'u kafesine koyarak veterinere götürdük, hekime teslim ettik ve o da ameliyat olacağı yere götürmek üzere araca koydu. Biz eşimle iki gözümüz iki çeşme eve döndük ve haber beklemeye başladık. Aradan geçen 8 saatin ardından beklediğimiz telefon geldi, gelip alabilirsiniz diye. Gittiğimizde uslu uslu kafesinde oturuyordu ve popo kısmı dikişler içindeydi. Ameliyat 6 saat kadar sürmüş ve çok şükür hiç bir problem olmamış.
Ameliyatın ardından 2 ay boyunca hareket etmesi yasaklandı, tamamen düzelmesi 1 yıl kadar sürer dediler ve bacağı biraz kısa kalıp topallayabilirmiş. Biz 2 ay boyunca dışarı çıkmadan, yanından ayrılmadan, 24 saat boyunca başında nöbet tuttuk, çünkü bacağını hareket ettirmemesi gerekiyordu zira kırık hareketli bölgeye yakındı. Onlarca takviye, vitamin ilacı aldı. Yaramaz bir kedi olduğu için biraz zor zaptettik, kafesten sadece günde 4 defa tuvaleti için çıkardık. 2 ay sonunda da iyileşmeye başladı, önce dikişleri düştü, sonra yavaş yavaş yürümeye başladı.
Bu aylarda tam bir yıl kadar oldu ve ne yürüyüşünde ne sağlığında bir problem yok, ameliyatlı halinin fotoğrafları var ama kötüyü hatırlamayalım, bir kaç gün önce çektiğim son halini aşağıya ekliyorum.
Ne kadar tatlı uyuyor değil mi?
Omuz Lezyonu
İşim gereği home-office çalıştığımdan dolayı hareketsiz bir hayatım vardı, haftada bir kaç gün dışarı çıkardım ve bu yeterli gelirdi. Sporla pek aram yoktu ama bir yerden başlamam gerekir hep diye düşünürdüm. 2 ay gibi bir süre evde kalınca ve sürekli vardiyalı olarak Kaput'un karşısında bulunmam gerektiğinden dolayı ne kendime bakmaya, ne dışarı çıkmaya ne de yemek yapmaya vaktim yoktu. Dolayısıyla sürekli olarak fast-food yedim, internetle işim dışında pek ilgilenmedim, dışarı hiç çıkmadım. Sürecin sonunda hafif paranoya ile birlikte 135 kilo bana eşlik ediyordu, kendimi iyi hissetmek için evde basit hareketlerle antrenman ve egzersiz yapmaya başladım. Sanıyorum ki 3. günün sonunda sol omzumla yaptığım bir hareket neticesiyle sakatlanmışım, hafif bir burkulmadır diye pek oralı olmadım. Kaput'u ise gündüz kafesinden çıkarıyorduk, hoplamadan, zıplamadan ufak yürüyüşlerine izni vardı ama gece yatarken kafesine geri koymak zorundaydık, artık nöbeti bırakıp normal yaşantımıza dönmeye başlamıştık.
Bir kaç gün sonra omuz ve göğüs kısmında sebepsiz ağrı hissetmeye başladım ve hastanenin acil servisine başvurdum. Açıkçası kalp krizinden endişelendim, çünkü küçük yaşlarımdan beri hipertansiyon hastasıyım ve bunun kalp krizi, beyin kanaması gibi şeylere sebep olduğunu biliyorum. Evde kaldığım süre boyunca da çok fazla kilo aldığım için aklıma direkt bu geldi. Tabii acil serviste gerekli tetkikler yapıldı ama böyle bir şey çıkmadı. Eve döndüm, ertesi gün yine aynı şikayet ile acile gittim, yine bir şey yok...
Bu böyle 1 hafta kadar sürdü, bir gün Kaput'u sabah kafesinden çıkarmak için kafesini açtım ve dışarı çıkmadı. Elimle tutup çıkarmak istediğimde ise intikamını aldı! Elime dişini öyle bir geçirdi ki, o an elim koptu sandım gerçekten. Elimi kurtardığımda avcumun içine oluk oluk kan akıyordu. Elime ne geçtiyse tampon yapıp durdurmaya çalıştım ve yine acilin yolunu tuttum. Orada hem pansuman yaptılar, hem de kuduzla tetanoz aşısı yaptılar. (Kuduz aşısı hayvan ısırıklarında mecburi imiş ve 3 dozdan oluşuyor. Daha sonra gidip 2 doz daha yaptırdım mecburen.)
Günler geçmeye devam etti, göğüs ağrısı ara ara geliyor ve aklımı kurcalıyordu. Önce kardiyoloji bölümüne gittim, kalbe baktılar bir şey yok. EKO ve EKG sonuçları temiz. Tatmin olmadım, başka bir araştırma hastanesine gittim, orası da baktı bir şey yok. Dahiliye bölümüne gittim, tam kan sayımı yaptılar, temiz. Nöroloji bölümüne gittim, bir şey yok. Artık her şeyden şüphelenmeye başladım, evham hastalığı oluştu ve kendimi çok dinlemeye başladım. Son çare tekrar bir kardiyologa gittiğimde ise bana "gastroentroloji bölümüne git" dedi. Burası önemli, gitmedim.
Günler geçti ve "acaba omuz ağrısı mı buraya vuruyor" diye düşünerek ortopediden randevu alarak oraya gittim, ortopedi doktoru MR istedi, MR sonucunda ise omuz lezyonu görünüyordu. Doktor tam tahmin ettiğim gibi, lezyon olan kasın bağlı olduğu noktaların ağrıyacağını söyledi ve ilaç tedavisine başladık. Her gün ilaçlar ve ağrı kesici kremler sürdüm ve ağrı biraz hafiflemeye başlamıştı.
Kist
Aşılarımı oldum ama Kaput'un ısırdığı elim davul gibi şişmişti, tekrar doktora gittiğimde öğrendim ki enfeksiyon kapmışım. Antibiyotik içmeye başladım, bir yandan omzum için ağrı kesiciler alıyorum. Ara ara göğsüme ağrılar giriyor ve bu stresten dolayı tansiyonum çok düzensiz bir şekilde inip çıkıyor. Bir gün koltukta oturup televizyon izlerken aniden ter basmaya başladı, tansiyonumu ölçtüğümde 17/11 gördüm ve acile koştum yine, orada ölçtüklerinde 2 adet dil altı hap verdiler ve bir süre gözetim altında tuttuktan sonra gönderdiler. Eve geldiğimde direkt yatıp uyudum, bir kaç gün öyle gitti. Gün içinde tansiyonum yükseliyor ya da düşüyordu ve sadece uyuyunca iyi geliyordu. Tabi o bir kaç gün sürekli hastaneye gidip geldim. Artık olay hastalık hastalığına doğru gidiyordu, ciddi bir şekilde evham yapıp, "acaba şu an bana bir şey mi oluyor?" diye tedirginliğe kapılıyordum.
Aklı selim olduğum bir an düşündüm ki bunu ancak hiç birşeyimin olmadığına ikna olursam çözerim diyerekten, kendimle ilgili tüm aklıma takılan bölümlerden randevu almaya başladım. İşe öncelikle omzumdaki son durumu öğrenmek için ortopedi ile başladım. İlaçlarımı kullanıyordum ama ağrı kesilmiyordu, gittim ve bir MR daha çektik. Doktor lezyonun azaldığını söylediğinde, göğüs ağrısının devam ettiğini belirttim. Göğüs ağrısı olmaması gerekiyor diyerek beni beyin ve sinir cerrahına yönlendirdi. Oluşan lezyon sonucunda sinirlerle ilgili bir problem olduğunu düşünüyordu. Bu bölüme gittiğimde, beyin MR'ı çektiler ve sonucunda da kafatasımın içinde 4.5 cm bir kist çıktı.
Dünyam ikinci defa başıma yıkılmıştı, şu an ard arda yazıyorum ama bölüme gitmem, MR'ın sonucunu öğrenmem ile arasında 7 gün, MR sonucunu öğrendikten sonra ne olduğunu doktora yorumlatmam arasında ise 15 gün var. O 15 gün bir türlü geçmek bilmedi ve kendimi beyin tümörü olduğuna çoktan ikna etmiş, kalan vaktimi ise iyi değerlendirme çalışıyordum(!)
Doktorla konuştuğumda bunun her 10 kişiden 5'inde olduğunu, küçükken yaşanılan düşme ve yaralanmalara bağlı olduğunu iletti. Yalnızca 2 yılda bir kontrol önerdi ve konu kapandı. Şans eseri ortaya çıkan bu olayda neyse ki ciddi bir şey görünmüyor gibi.
Fıtık
Beyindeki kisti öğrendik ama bizim göğüs hala ağrıyor? Sinir cerrahına durumu söylediğimde bizimle alakası yok omuzla ilgili olabilir diyerek fizik tedaviye gitmemi tavsiye etti. Oradan da randevu aldık, fizik tedavi bu sefer omuz ve boyun MR'ı istedi. Omuz bildiğimiz gibi, boyunda ise düzleşme ve 2 tane nur topu gibi fıtık tespit edildi. Mesleki deformasyonmuş, bolca hareket ve egzersiz yazdı reçeteye.
Özofajit
Haftalar geçti, sol kolu kullanamıyorum hala ama göğüs ağrısı biraz azalmaya başladı. Bu süreçte yürüyüşüme ve beslenmeme dikkat ediyorum, aldığım kiloları bir bir vermeye başladım. 135 den 125'e, ordan 115'e. 5'er, 10'ar gidiyor. Bu sefer de onun tribine girdim, hastalık hastası olduk ya. Kesin bir şey var dedim, bu kadar kilo vermek normal değil. Yine başladık, araştırma hastanesinde memnun kaldığım kardiyologa.. Yine bir şey yok, tekrar etti. Gastroentroloji bölümüne git diye. Ordan çıktım dahiliye bölümüne. Akciğer grafisi çekti, bir şey yok. ("Sigarayı bırak" dedi.) Yine gittim, kan ver dedi. Kan temiz. Hem göğüs ağrısını hem kilo vermeyi söyleyince de bir endoskopi yapalım diyerek gastroentrolojiye yönlendirdi. Günler geçti, randevu günü geldi çattı. Endoskopi oldum, bu kısmı saatlerce anlatabilirim çünkü hayatımda yaşadığım en kötü deneyimdi ama hızlı geçeceğim çünkü aklıma gelince bile tüylerim ürperiyor. Sadece okuyanlara şunu öneriyorum eğer zorunda değilseniz yaptırmayın, yaptırıyorsanız da mümkünse anestezi ile yaptırın. Ben ki anesteziye karşı bir insan olarak gerçekten dayanılmaz olduğunu söyleyebilirim, her şeye birebir tanık oluyorsunuz...
Endoskopi sonucunda, midemde yıllardır onunla yaşamayı öğrendiğim, yemek yerken canımın acımasına bile alıştığım, reflünün sebebiyle yemek borumun iltihaplandığını öğrendim. Bi iltihap ise "c tipi" yani son aşamadan bir önceki aşamaymış. Doktor müdahale edilmezse tehlikeli olacağını, acilen tedavi gerektirdiğini söyledi. Günde 10 doz ilaca başladık ve 1 ay sonrasına yeniden endoskopi randevusu verildi. Göğüs ağrısı şikayetim tamamen bununla alakalıymış, çünkü benim göğüs olarak tarif ettiğim yer tam da iltihabın olduğu yer. Kilo verme kısmında ise kimse bir şey söylemedi, sanırım gerçekten sağlıklı yaşama döndüğüm için kilo vermeye başadım. Keza bu süreçte sigara ile de vedalaştık, ona en son değineceğim.
İlaçlarla beraber yeme içme alışkanlıklarım mecburen değişti, çünkü reflü en büyük etken. Reflüyü oluşturan mide asidi, mide asidini yükselten de asitli yiyecekler. Yani çiğ meyve, sebze. Kızarmış yiyecekler, çok sıcak ya da çok soğuk içeçekler direkt yasak. Kola, gazoz, bira gibi içeceklerin bahsinin geçmesi dahi yasak. Yalnızca haşlanmış gıdalar tüketebiliyorsunuz, baharat yok, salça yok. Tansiyon olduğu için tuz zaten yok. Başa gelen çekilir deyip 1 ay o şekilde beslendim, başlarda gerçekten çok zordu ama 1 ay bitene kadar alıştım diyebilirim.
Yeniden kontrol zamanı geldi çattı, doktora gittiğimde patoloji sonucumun çıktığı söylendi. Endoskopi esnasında mideden parça alınmış ve o da incelemeye gitmiş. Bunu endoskopi sonrası söylemişlerdi ama ben unutmuştum bile, çünkü hiç kendimde değildim o anda. Doktor patolojinin temiz olduğunu, aktif bir ihtihap olmadığını sadece vakti zamanında orada oluştuğunu ve tedavi edilmeden durduğunu söyledi. Amacımız ise o iltihabı kurutmakmış, dolayısıyla cerrahi bir operasyon şu an için gereksizmiş. İlaçların ne duruma getirdiğini görmek için zaten 1 ay sonra yeniden endoskopi olmamı kararlaştırmıştı fakat randevuda boşluk olmadığı için tam 2 ay sonrasına sarkıttı. Bu 2 aylık süreçte ise ilaç dozlarını azaltarak devam etmemi söyledi.
Tütün Mamülleri
Sigarayı aslında 2 sene kadar önce bırakmıştım, bırakmama ise elektronik sigara vesile olmuştu. Yaklaşık 10 yıllık bir tüketiciydim, bilirsiniz şu kullan-at pratik elektronik sigaralar çıktı. Çıktığında ise her yerde satılırdı, bir gün markette görüp denemek istedim. İlk içişimdi aynı sigaraya başladığım günlerdeki gibi hissetmiştim, başım falan dönmüştü. Tadı hem meyveli, hem nikotin ihtiyacını gideriyordu. Bir süre sigara ile birlikte içtim, sonra sigarayı azaltarak elektronik sigara içmeye başladım. Daha sonra ise sigarayı komple bıraktım ve sadece elektronik ile devam ettim. Tam 2 sene ise elektronik sigara içiyordum. Tabii sigaranın yerini tam olarak tutmadığı için mecburen biraz fazla içiliyor, bunun yanında yak, söndür, at gibi derdi olmadığı için ayar biraz kaçırılıyor. Artık yürürken, merdiven çıkarken daha az tıkandığım için "sigara kadar zararlı değil bir şey olmaz" diyerek haftada ortalama 1 cihazı tüketir olmuştum. Ta ki akciğer grafisi çektirene kadar. Doktor bana, "sigarayı bırak" dediğinde içimden "iyi de ben sigara içmiyorum ki" demiştim. Çünkü elektronik sigaranın zararsız olduğuna neredeyse emindim. Eve döndüğümde o grafiyi hem yapay zeka ile hem internetten saatlerce araştırdım, sigara içen insanların görüntüsüne baktım, analiz ettirdim. Şu kadarını söyleyeyim, hiç bir farkı yoktu. Tamam belki katran, zifir gibi şeyler olmadığı için tıkamıyor ama aynı zararlı maddeler (belki de daha zararlıları) vücuda giriyor ve ciğerlere yapışmaya devam ediyor. Zira sigara yüz yıllardır tüketilen, zararları bilinen ve kanıtlanmış bir şeyken elektronik sigara henüz yeni bir teknoloji olduğu için zararları henüz tam olarak kestirilemiyor. Dolayısıyla, elektronik sigara neticesinde sizi nasıl bir hastalık beklediği de belli değil. Bunun üzerine bırakmayı zaten düşünürken, üzerine bir de özofajit çıkınca o gün bıraktım. Tabii pek kolay oldu diyemem, yıllardır nikotine alıştığım için birden bırakınca çok fazla yoksunluk çektim ve hiç abartmıyorum kendimi 3 gün boyunca odaya kapatıp kimseyle konuşmadım. Çok fazla stres ve sinirle beraber sonunda kurtuldum.
. . .
Sonuç olarak şu anda hala özofajit ilaçlarına devam ediyorum, 2 hafta kadar sonra endoskopi olacağım. Umarım geçmiştir, çünkü beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, toplamda 30 kilo verdim ve şuanda 105'lerde seyrediyorum. Hem giden kilolarla beraber hem de neyimin olduğunu bildiğim için psikolojimin düzelmesiyle birlikte tansiyonum da düzene girdi ve uzun zamandır yükselmedi. Sigarayı bırakalı 4.5 ay kadar oldu, ilk zamanlar içen insanların yanında canım çektiği için zor duruyordum, şimdi ise iğrenç kokusu yüzünden zor duruyorum. Yürüyüşe çıktığımda ortalama 5 km'i tek seferde dinlenmeden, zorlanmadan, tıkanmadan yürüyebiliyorum. Fıtık için egzersizlere devam, onu biraz aksatıyorum ama her gün uyandıktan sonra yapmak gerek. Sol omzumdaki lezyon 2-3 ay önce iyileşti, iyileşmesi gerçekten uzun sürdü ve bu süre içinde çok fazla kullanmamaya çalıştım, kas sakatlığı gerçekten çok başka bir şeymiş. Kaput ise çok iyi, hayatına kaldığı yerden, hiç bir problem olmadan devam ediyor. An itibariyle tam 2 saattir yazıyorum, benden bu kadar. Unuttuğum şeyler elbette vardır, son 1 seneyi tüm detaylarıyla hatırlamak kolay değil ama 2024 yılında başımdan geçen belirgin olaylar genel olarak böyle. Okuduğunuz için teşekkürler, başka yazılarda görüşmek üzere.
Kategori:
Zaman Tüneli
Çok geçmiş olsun. Hastalık hastalığı başa bela, kurtulmanızı öneririm.
YanıtlaSilTeşekkürler, kurtuldum 😊
Sil